Röportaj: Barış için emperyalizmle mücadele esas

1 Eylül 2008, İstanbul

"İnsanlık hâlâ kalıcı ve adil bir barışın uzağında, bugün emperyalizme karşı barış mücadelesini yükseltmek daha da önemli…"

Barış Derneği sözcüsü Ülkü Sözbir ile içinden geçtiğimiz sıcak günleri ve Barış Derneği'nin gelecek dönemdeki mücadelesini konuştuk.

soL: Bugün 1 Eylül Dünya Barış Günü. Dünya barışı açısından oldukça kritik bir dönemin içinden geçtiğimizi söylemek gerekiyor. Sizce "barış" için mücadelenin özellikle içinden geçtiğimiz bu dönemde temel ekseni ne olmalıdır?

Ülkü Sözbir: Haklısınız, dünya barışı açısından kritik bir dönemin içinden geçiyoruz. 1 Eylül'ler de genel bir durum tespiti yaparız. İnsanlığın kalıcı bir barışın halen çok uzağında olduğunu ifade ederiz. Bu tespit olumsuz bir anlam yüklü gibi görünmekle beraber, devamında, işte tam da bu nedenle, barış için mücadeleyi yükseltmenin önemine işaret eder. Bugün barış için verilecek mücadele emperyalizme karşı mücadeleden ayrı düşünülemez. Geçtiğimiz günlerde Kafkaslarda yaşananları ve sonrasında emperyalizmin bölgede gerilimi yükseltmeye dönük adımları hep beraber izliyoruz. Bu meselenin ülkemizin de içine sürükleneceği bir sıcak çatışmaya evrilmesi olasılığı güçlüdür. Öyleyse, barış mücadelesinin en başına emperyalizmin ve onun kuyrukçusu olanların defedilmesi yazılmalıdır.

soL: Bir sıcak çatışma olasılığından söz ediyorsunuz, Kafkaslarda tırmandırılan gerilimi nasıl yorumlamak gerekli?

Ü.S.: Evet, bu bir olasılıktır ve ülkemiz açısından da ciddi bir tehlikeye işarettir. Karadeniz'in barut fıçısına döndüğü, dünya barışı açısından yumuşak karın haline geldiği şu günlerde Türkiye'nin bu işin dışında kalma şansı yoktur.

Bilinçli bir şekilde tırmandırılan gerilime gelince, Sovyetler Birliği'nin varlığında 70 yılı aşkın bir süre bu bölge halkları kardeşlik ve barış içinde yaşayabildi. Ne oldu da bu halklar birbirine düşman kesildi sorusunu cevaplamak gerekiyor. Meseleyi sadece kendini bilmez Saakaşvili'nin Güney Osetya'ya saldırması ile yükselen tansiyon olarak göremeyiz.

Kafkaslar, Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra sistemli bir şekilde kaşınan etnik farklıların sonucu kaynayan ve patlama potansiyeli taşıyan bir bölge haline getirildi. Bölgenin enerji başlığında emperyalistlerin iştahını kabartan ve "ele geçirme" isteğini artıran özellikleri bulunuyor. ABD ve NATO'nun Karadeniz'de daha yerleşik hale gelmesi özellikle Rusya ve İran söz konusu olduğunda önemli ve bölge barışı açısından çok tehlikeli bir aşama.

soL: Gerilimin tırmandığı günlerde AKP'nin çeşitli adımları oldu, Kafkas paktı önerisi gibi, AKP sizce nasıl bir pratik sergilemekte?

Ü.S.: Sonda söylenecek olanı başta söyleyelim, AKP Cumhuriyet tarihinde belki de hiç olmadığı kadar onursuz bir dış politika pratiği sergilemekte. AKP hükümeti dış politikada ciddi bir açmazla karşı karşıyadır. Kimse tarafından hiçbir inandırıcılığı bulunmayan Kafkas paktı türünden öneriler ile ortada dolaşan AKP'nin, Rusya'nın Güney Osetya ve Abhazya'nın bağımsızlığını tanıması sonrası yaşadığı sıkışma ortadadır. AKP dış politikada bir yandan herkese yaranmacı bir anlayışla hareket ederken, diğer yandan ABD emperyalizminin kuyruğuna takılmış gidiyor.

soL: Önümüzdeki dönem Barış Derneği nasıl bir mücadele örecek?

Ü.S.: Dünyamızı ve insanlığı tehdit eden savaşçı politikaların kaynağı konusunda toplumu bilgilendirmeye dönük çalışmalarımız ve barış bilincinin bu topraklarda kök salmasına dönük her tür çabamız elbette devam edecek. Ancak, bugün, emperyalizmle ve AKP ile uğraşmadan barış mücadelesi veremeyiz. AKP ülkemizi savaşa sürüklemek suçunu işlemektedir. Karadeniz savaş gemisi kaynıyor, ABD bastırmış AKP eliyle Montrö sözleşmesi delinmiş, ülkenin güvenliği hiçe sayılmış. Emperyalist yayılmacılığa ortak olmada sınır tanımayan bu iktidar hüküm sürdükçe emekçi halkımızın barış ve kardeşlik içinde yaşama şansı yoktur. Bu ülke bu kadar sahipsiz değildir. En başta bunun takipçisi olacağız. Bu noktadan sonra artık barış için mücadele geleceğimizi kazanma mücadelesidir.



soL Haber Portalı'ndan alınmıştır.