
Bugün 20 Haziran 2009. Bundan 23 yıl önce, yani 20 Haziran 1986’da aydınlık bir yürek daha ayrıldı bu dünyadan. İsmail Hakkı Öztorun, bütün yaşamı boyunca emekten ve aydınlanmadan yana mücadele etmiş, her anlamda bunun bedelini ödemiş olarak sömürü ve soygun düzenine değil ama onun yarattığı hastalıklara yenik düştü.
Barış Derneği, 1977 yılında yurt ve dünyada barışın savunulması amacıyla kuruldu. Yazarların, siyaset ve bilim adamlarının da katılımıyla kurulan Barış Derneği, 12 Eylül 1980'den sonra kapatıldı. Kurucuları ve yöneticileri hakkında TCK'nun 141 ve 142. maddeleri uyarınca dava açıldı. 44 kurucusu ya da yöneticisi tutuklandı. Barış Derneği Davası sanıkları yargılanmalar sonucu 1991 yılında beraat ettiler.
Barış Derneği Davası’nın 44 sanığı arasında, Mahmut Dikerdem, Tektaş Ağaoğlu, Kemal Anadol, Orhan Apaydın, Erdal Atabek, Oya Baydar, Gültekin Gazioğlu, Reha İsvan, Nedim Tarhan, Ataol Behramoğlu, Mustafa Gazalcı, Ali Sirmen, Gencay Şaylan, Ali Taygun, Orhan Taylan ile birlikte İsmail Hakkı Öztorun da bulunuyordu.
Onlar, SSCB yanlısı olmak, NATO'ya karşı olmak ve Marksist düzen getirmeyi amaçlamakla suçlanıp 141 ve 142 ile yargılandılar. Bir yandan Türkiye Barış Derneği Davası sürerken, diğer yanda da dava sanıkları 1984 Nobel Barış Ödülü için aday gösterildiler. Dava sanıklarından İstanbul Barosu eski Başkanı Orhan Apaydın, 1 Mart 1986'da, CHP Milletvekili İsmail Hakkı Öztorun ise 20 Haziran 1986'da yaşamlarını yitirdiler.
İsmail Hakkı Öztorun 1977’de yapılan genel seçimlerde CHP’den 16. dönem Adana Milletvekili olarak meclise girdi. Sosyalist bir düşünce insanı olarak örgütlü mücadeleye inanan Öztorun, bir eğitim emekçisi olarak kendi örgütü TÖB-DER dışında, Barış Derneği yöneticisi olarak da inançları doğrultusunda çaba gösterdi. Kendini Türkiye Komünist Parti (TKP)’li olarak tarif eden İsmail Hakkı Öztorun, farklı dönemlerde TKP’nin bir anlayışı ve tarzı olarak CHP içine girerek, orada siyasi mücadele yürüttü.
1970’li yılların sonuna doğru yükselen işçi sınıfı ve sosyalist hareketin mücadelesi bir yanda faşist saldırılarla karşılaşırken diğer yandan da sıkıyönetim ve davalarla engellenmeye çalışılıyordu. DİSK ve Barış Derneği gibi pek çok ilerici örgütün yöneticileri ya öldürülüyor ya da soruşturmaya uğruyordu. Bunlardan biri de yukarıda anıldığı gibi Barış Derneği Davası sanıklarından İsmail Hakkı Öztorun’du.
İsmail Hakkı Öztorun, bir eğitim emekçisi, bir barış savaşçısı ve siyasal duruşuyla devrimci bir insan olarak yaşadı ve öldü. Bu topraklarda yaşayan ların eşitlik ve özgürlük uğruna mücadele eden Akın Özdemir, Ümit Kaftancıoğlu, Cavit Orhan Tütengil, Mahmut Dikerdem, Kemal Türkler, Füsun Sayek, Ruhi Su, İsmail Hakkı Öztorun ve onlar gibi daha nice değerli insanın mücadelesinden alacağı dersler vardır.
Birçoğu gibi İsmail Hakkı Öztorun’u da harekete geçiren, onu bir dava insanı haline getiren şeylerin başında hiç kuşkusuz insan sevgisi ve insanın güzelliğine duyulan inanç vardır.
O da, herkesin eşit, özgür ve insanca yaşamasını savunur. Emek sömürüne ve haksızlıklara karşı durur. Bir eğitim emekçisi olarak karanlığa karşı aydınlığı savunur. Bir yurtsever olarak anti-emperyalisttir. Irkçılığa, milliyetçiliğe karşı, halkların kardeşliğinden yanadır. Kana bulanmış bir dünyada barışın savunucusudur. İşte ona atfedilen bu değerler solun, aydınlanmanın ve insan olmanın da temel değerleridir.
Kimi zaman birileri çıkıp onların, boşuna mücadele ettiklerini, bu halk için ölmeye değmeyeceğini söyleyebilir. Kimi zaman, bu değerli insanların aileleri ya da yakınları da onların unutulduklarını düşünürler. Ama öyle değildir.
İsmail Hakkı Öztorun, bir solcu, bir devrimci aydın olarak yaşadı ve öldü. İsmail Hakkı Öztorun unutulmadı, unutulmayacak da. Çünkü en yenik zamanlarda bile birileri çıkar, onu ve onun gibi aydınlanma savaşçılarını yeniden anarak unutulmadıklarını ortaya koyar.
Onların unutulduğu zaman mücadelenin de bittiği zaman demektir. Bu yüzden tarihteki ilerleme ve toplumsal dönüşümleri gerçekleştirenler, kendilerinden önceki bedel ödemiş ve katkıda bulunmuş kişilerin açtığı yoldan ilerlediklerinin bilincindedirler. Bu tarih bilincidir, bu sınıf bilincidir ve kavga bilincidir.
Emperyalizmin saldırganlaştığı, halkları bölüp birbirine düşürdüğü, ülkeler işgal edip on binlerce masum insanın kanını yere döküldüğü günümüz dünyasında barış adına, eşitlik ve özgürlük adına ve insanca yaşamak adına daha çok çabaya ihtiyaç var.
Ne Mahmut Dikerdem, ne İsmail Hakkı Öztorun ne Denizler, Mahirler, ne de dünyanın farklı köşelerinde geçmişte mücadele vermiş ve yaşamını yitirmiş onca ilerici, devrimci insan boşuna ölmedi. Eğer bugün Barış Derneği hala var ve mücadele ediyorsa, bugün sendikalarda emek için çabalar sürüyorsa, daha eşit ve özgür bir dünya kurmak için siyasi iktidar mücadelesi veriliyorsa, birileri bu çabaları kendisinden sonrakilere inatla, kararlılıkla taşıdığı içindir.
Hiç kuşkusuz, anılarda, belleklerde ve belgelerde anlatacak çok şey vardır onlara dair. Bütün bunlar bir gün çıkar gelir taze bir filiz gibi, ışıldayan bir su gibi. Canlanır anılar, yeni bir hayatı kurmak için yola düşenlerin belleğinde, iz olur, söz olur, aydınlanır, barışseverlerin ve emekçilerin yüreğinde…
Ozan Hasan Hüseyin’in dediği gibi, “Haziran’da ölmek zor da olsa”, biz “Her gün yeniden doğarız ölümlerde…”
Çünkü yaşadığımız toprakları ve insanlığı aydınlığa kavuşturma misyonumuz önümüzde durduğu sürece yaşamda bizim, ölümde…
Uğur Pişmanlık