Barış uğruna mücadele etmek için artık daha fazla nedenimiz var

1 Eylül 2009, Salı
20. yüzyılda iki büyük ve yıkıcı savaşın ardından, benzeri bir kitlesel kıyımın bir daha yaşanmaması hedefiyle aydınların öncülük ettiği, 60'lı yıllardan itibaren büyük kitleselliklere ulaşan uluslararası nitelikli barış hareketlerine tanık olduk. Bütün dönem boyunca savaşlar, emperyalist işgaller ya da faşist darbeler eksik olmadı. Ama kitle imha silahlarının yasaklanması ve silahlanmaya son verilmesi, sömürgeciliğin her biçiminin ve ırk ayrımının ortadan kaldırılması, halkların bağımsızlık ve egemenlik haklarına saygı, uluslar arasında ortaya çıkan sorunların kaba güce dayalı zor politikası yerine görüşmeler yoluyla çözümlenmesi, barışçı hareketlerin büyük kitleleri savaşçı politikalara karşı harekete geçirirken yaslandığı temel ilkeler oldu.

Savaş daha somut, daha gerçek ve daha yaygın bir olgu hale gelmiştir

Günümüzde gerek ülkemizde gerekse dünyada bu türden güçlü bir barış hareketinin varlığından söz etmek mümkün değil. Ancak savaşlar, barış hareketlerinin geniş bir toplumsallıkta etkili bir biçimde var olduğu dönemlerdekinden daha somut, daha gerçek ve daha yaygın bir olgu olarak varlığını sürdürüyor.

Sermayedar sınıfın bitmek tükenmek bilmeyen kâr hırsı ile emperyalistler arası çelişkiler ve çıkar çatışmaları halen savaşların ana nedenini oluşturuyor. Ama artık emperyalist hiyerarşinin tepesindeki ülkeler bloğunun diğer ulus devletlerin hareket alanını daraltma ve kimi örneklerde daha küçük birimlere bölme hedefi ve emperyalizmin devrimci dinamiklere karşı dünya çapında başlattığı topyekûn karşı saldırı, savaşların başlıca nedenleri arasına girmiş durumda. Bu nedenle NATO ve AB gibi ülkemizi de yakından ilgilendiren iki "savaşçı" kurumun faaliyet alanları daralmamakta, tersine genişlemektedir.

Emperyalizm savaşların nedenlerini gizlemede daha etkili araçlar geliştirmiştir

Benzer bir şekilde emperyalizm, savaşların gerçek amacını ve boyutlarını gizlemek konusunda eskisine oranla daha etkili araçlar geliştirmiştir durumdadır. Teröre karşı mücadele, geri kalmış coğrafyalara insan hakları ve demokrasiyi götürme, emperyalist düzenlemelere uyum göstermeyen ülkelerin düşman ilan edilmesi, çeşitli vesilelerle barış korumak ve kollamak adına askeri müdahalenin meşrulaştırılması ve uluslararası basın-yayın tekellerinin taraflı ve çarpıtılmış haberlerle kamuoyu oluşumunu etkilemesi sözü edilen araçların en bilinenlerindendir. Bu araçların deşifre edilmesi ve işlevsiz hale getirilmesi barış mücadelesi için yaşamsal önemdedir.

Toplumda savaş ve barışla ilgili konularda ciddi bir ilgisizlik ve bilgisizlik hâkimdir

Bütün bunlardan daha vahimi dünya genelinde yaşanan ancak ülkemizde belirgin bir biçimde gözlemlenen, halkın günümüzün temel savaş ve barış meseleleriyle ilgili konularda zaman zaman ürkütücü boyutlara varan ilgisizlik ve bilgisizlik halidir. Emperyalistler bu durumun kendisinden güç almakta, kolay kolay değişmeyeceğine duydukları güven nedeniyle giderek daha da saldırganlaşmaktadırlar.

Emperyalizm, geniş bir coğrafyayı kendi çıkarlarına göre düzenleme derdindedir

Sovyetler Birliği’nin çözülmesi ve bir karşı devrimle yıkılması sonrasında emperyalizmin temel hedefi, Sovyetler Birliği ve sosyalist ülkeler bloğunun varlığı nedeniyle dünya pazarlarına tam olarak entegre olmamış bölgelerin emperyalist çıkarlara göre yeniden düzenlenmesi oldu. Bu durum, gerektiğinde sınırların yeniden çizilmesini de içermektedir. Emperyalistler Balkanlar, Kafkasya, Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Orta Asya'yı içine alan geniş bir coğrafyada kendi çıkarlarına uygun düzenlemeleri hayata geçirmek için sürekli olarak tarihsel kökenleri olan kadim toplumsal sorunları kaşımakta, bunlara kendi amaçları doğrultusunda şekil vermeye çalışmaktadır.

Bu “çözüm” çatışma ve nefreti körükler

Emperyalizmin biçimlendirdiği Ortadoğu'ya uygun bir Türkiye ise, piyasa diktatörlüğünün hüküm sürdüğü, karar yetkileri emperyalist merkezlere devredilmiş, toplumsal yaşamı cemaatlere teslim edilmiş, Osmanlı'ya öykünen bir Türkiye'dir. Bu programın hayata geçirilmesi için emperyalistler, işbirlikçi, piyasacı ve dinci gerici özellikleri belirgin olan bir iktidarı açıktan desteklemekte, bu sayede Kürt sorunu başta olmak üzere Türkiye'nin tarihsel kökenleri de olan bütün gerçek toplumsal sorunlarına el atmaktadırlar. Bu durumun güncel çıktısı AKP eliyle bir "Kürt Açılımı"nın Türkiye gündemine sokulmasıdır.

Emperyalistlerin hedefi, şu ya da bu nedenle "Kürt Sorunu"nu çözmek değil, ülkemizin de içinde yer aldığı Ortadoğu'da kendi çıkarlarına uygun düzenlemeleri hayata geçirmektir. “Kürt Sorunu” bu amaca hizmet ettiği ölçüde ve sürece emperyalistlerce belirli bir değer verilen bir “sorun” olarak kalacaktır. Bugün gelinen noktada ABD dışında sorunun tarafı olma iddiasındaki hiç bir özne, "ben ne yaptığımı biliyorum" diyebilecek durumda değildir. ABD aynı anda bütün taraflara yönelik girdilerde bulunmakta, bir yandan tarafları bir tür "Amerikan Barışı"na ikna etmeye yönelik adımlar atarken, öte yandan olası bir yol kazası sonucunda işin bir Türk-Kürt çatışmasına dönüşmesine, adlı adınca bir iç savaşa doğru evrilmesi ihtimaline kapıyı bütünüyle kapatmamaktadır. Dolayısıyla AKP eliyle yürütülmekte olan açılımın, dolaylı yoldan bile olsa silahların susmasına hizmet edeceği çok kuşkuludur. Bu iddianın temelinde piyasa diktatörlüğünün ve gericiliğin hüküm sürdüğü, bağımlı bir ülkede "Kürt Sorunu" da dâhil olmak üzere hiç bir temel meselenin gerçek anlamda çözülemeyecek olması yatmaktadır. Büyük olasılıkla bir yandan pazarlıklar sürerken, öte yandan Türk Silahlı Kuvvetleri eliyle PKK’ya yönelik askeri operasyonlar, polis eliyle de DTP'ye yönelik “ıslah etme” faaliyeti devam edecektir.

Barış Derneği, söz konusu açılımdan çözüme ilişkin herhangi bir sonuç çıkacağına dair bir beklenti içinde olmamakla birlikte, ülkemizin tarihsel sonuçları olacak bir yıkıma, bir Türk-Kürt çatışmasına gitmemesini önemsemektedir. Bu nedenle genel af çıkarılmalı, PKK silah bırakmalı, eş zamanlı olarak TSK operasyonları durdurulmalı, DTP hakkındaki kapatma davası reddedilmeli, koruculuk sistemi lağvedilmeli, militarizm ve şovenizmi körükleyen her türlü yayına ilişkin yargı süreci başlatılmalı, kontrgerilla örgütleri tarafından gerçekleştirildiği belli faili meçhul cinayetler ve katliamlar yeniden kovuşturulmalı, gerçekler açığa çıkarılmalıdır.

Barış Derneği